Akder - Akışkan Gücü Derneği

Biz hidrolik ve pnömatik sistemlerin tümüne akışkan gücü sistemleri diyoruz. Burada hidrolik ve pnömatik sistemlerin tarihsel geçmişi ile ilgili olarak bazı notları aşağıda sunuyoruz.

Hidrolik, genel anlamda basınçlı sıvılar ile gücün üretimi, kontrolü ve iletimi ile ilgili teknolojileri  ifade etmek üzere kullanılır.  Etimolojik olarak Yunanca su anlamına gelen Hydor sözcüğünden türetilmiştir. Tarihin ilk çağlarından itibaren  akarsulardan su değirmenleri aracılığı ile güç elde etmek için kullanılmıştır.

 

İlerleyen teknoloji ile hidroliğin ifade ettiği anlamda biraz değişmiş ve daha çok istenilen debi  ve basınçlarla gücün elde edilmesi, kontrolü ve iletilmesini ifade eder hale gelmiştir.

Teorik ve tarihi açıdan modern hidroliğin temelleri  17.yüzyılın ortalarında Fransız Fizikçi Pascal tarafından, kendi adı ile anılan Pascal Yasası ile atılmıştır. Bundan yaklaşık 100 yıl sonra İsviçre’li Fizikçi Bernoulli yine kendi adı ile anılan Bernoulli denklemini bularak, boru içinde akan bir akışkanın enerji  tanımlamasını yapılabilir hale getirmiştir. Bütün bunlar yine yaklaşık bir yüzyıl daha sonra(1850) İngiliz Sanayi Devrimi ile uygulama alanı bulmuş ve bir çok sanayi uygulamalarında kullanılmaya başlanmıştır.

Bugün anladığımız anlamda modern ilk hidrolik uygulaması için 1906 yılında Amerikan savaş gemisi USS Virginia’nın top namlusu  yönlendirmesinde basınçlı yağ kullanılması ile başladığını söylemek doğru olacaktır. Daha sonra sızdırmazlık elemanları konusunda ortaya çıkan teknolojik gelişmeler ile hidrolik hızla gelişmeye başlamış ve 1926 yılında ABD’de ilk hidrolik güç ünitesi imal edilmiştir. 1926 yılında Harry Vickers’in pilot kumandalı emniyet valfini icadı ile devam eden gelişmeler 2. Dünya Savaşı ile çok önemli gelişmeler kaydetmiş, 1950 yılında Mercier Hidrolik aküyü, Moog MIT de  1958 yılında elektrohidrolik servovalfi icat ederek bugün bildiğimiz tüm hidrolik devre elemanları kullanılmaya başlanmıştır.

Hidrolik sistemler esas olarak; yüksek güç yoğunluğu, nispeten düşük enerji sarfiyatı, enerji depolama kabiliyeti, hassas hareket, yumuşak ve kademesiz hareket kabiliyeti, aşırı yüklere karşı güvenli, darbesiz, kuvvet ve torku sabit tutma kabiliyeti ve genelde kapalı ve korunmuş bir sistem olmaları dolayısıyla makine imalat sanayiinde halen çok önemli görevler üstlenmeye devam etmektedirler.

 

Pnömatik sistemlerin geçmişi ise biraz daha eskilere uzanmakta, MÖ 2500 yıllarında madencilik ve metallurji sektöründe kullanılan hava körüğünü ilk pnömatik uygulama olarak ifade edebiliriz.

Pnömatik, eski Yunancada rüzgar veya nefes alma anlamlarına gelen Pnuema kelimesinden  türetilmiştir.

Endüstriyel tanım olarak gaz basıncı ile çalışan sistemlerin hareket ve kontrolünü sağlayan sanayi dalı olarak ifade edebiliriz.

İlk pnömatik uygulamalar 19. Yüzyılın ortalarında başlamış olmakla beraber, bugün anladığımız anlamda geniş çaplı uygulamalar 20. Yüzyılın ortalarında itibaren başlamıştır.

Türkiye’de ise 1960’lı yıllara kadar yedek parça temini ve tamiratı olarak yürüyen bu sektör, 1970’li yıllardan sonra hidrolik ve pnömatik elemanların üretilmesi olarak da gelişmeye başlamış ve bugün üretimle birlikte büyük ölçüde proje hizmeti veren bir yapıya bürünmüştür.